Gazi Öğretmen Anamur Halkoyunlarından GERALİ halkoyununun hikayesini araştırmış ancak sağlıklı bir sonuca ulaşamamış…Türkiye Folklor Araştırma Derneği yetkilileriyle görüşmüş, 5-10 satırdan başka bir bilgi edinememiş, ilgililerin isteği üzerine Anamur yöresinde yaşayan ve adına türküler söylenen GERALİ’nin hikayesini GERALİ HAMÇÖKELEK adıyla yazmış…
Gazi Öğretmenin yazdığı GERALİ’nin hikayesi şöyleymiş:
‘’ …Denizin mavisi ile çamların yeşilinin buluştuğu noktada başta küçük Ali olmak üzere mahallenin çocukları diğer günlerde olduğu gibi kumda yine oyun oynuyorlardı.
Arkadaşları Abdullah, Nazmi, Süleyman ve İbrahim kendisinden yaşça büyük olmalarına rağmen oyun kuruculuk görevi hep Ali ye aitti.
O günkü oyun şöyleydi:
Denizle kumun birleştiği noktaya kumdan bir dağ yapılacak dağın bir yanında Türk askerler öbür yanında düşman askerleri bulacak.
Denizle kumun birleştiği noktada bulunan kumdan askerlerin elinde kurumuş çam dallarında yapma dolma tüfekler verilecek.
Gel-git hareketleri sebebiyle denizin dalgası hangi kumdan askeri yıkıyorsa o vurulmuş sayılacak.
En son kumdan asker dağın hangi tarafında kalıyorsa o gurup galip sayılacaktı.
Oyun için boylarının büyüklüğünde, 3 adım eninde kum dağı yapmışlar, ormandan getirdikleri taşları, yeşil çam dallarını kumların üzerine yerleştirip hayali dağı oluşturmuşlardı.
Dağın doğu tarafına 10`larca Türk askeri, batı tarafına daha kalabalık düşman askerleri yerleştirmişler, askerlerin ellerine silah vermişlerdi.
Denizin dalgası hangi askeri yutuyorsa karşı tarafın onu öldürdüğü kabul ediliyordu.
Son asker ne tarafta kalmışsa o gurup galip ilan ediliyordu.
Asker oyununun yanı sıra kumdan sıralı evler, mamure kalesine benzer kaleler yapılır gece bekletilir gel-git hareketleri sonunda deniz yaptıklarına yıkmışsa üzüntü, su geri çekilmişse mutluluk duyulurdu.
Su üzerinde taş kaydırma, kütüklerden kayık yapma, denize atılan bir ağacı kıyıya çekme, kumdan yer kazıp su bulma, kumun bittiği yerde başlayan çam ormanında saklambaç-çom – ağaca tırmanma-yer kapmaca-kurt kuzu oyunu-kumda yarış- taşla kare yapma- birdir bir- Soyunup giyinme- halat çekme… gibi basit oyunlar çocukların başlıca eğlenceleriydi.
Uçsuz bucaksız deniz kilometrelerce uzunluktaki kum hemen bitişiğindeki çamlık ve mahalle araları onların başlıca oyun alanlarıydı .
Bu oyunlara bazen Ali`nin kardeşi Emiş, ağabeyi İlyas arkadaşlarının kardeşleri ve komşu mahallelerin çocukları da katılırdı.
Henüz ilk okula gitmeyen onlarca çocuk mahallenin eğlence kaynağı idi.
Geceleri yapılan mahalle toplantılarında da çocuklar bir araya gelir kendilerine göre oyun oynarlardı. Bu oyunlar aile büyükleriyle aynı odada, gaz lambası veya ocakta yanan kütüklerin ışığında gürültü yapmadan oynanan ayak oyunlarıydı.
Oyunlardan biri şöyleydi:
Çocuklar sırayla otururlar ayaklarını yan yana uzatırlar, “ebe” olan çocuk elleriyle ayaklara vurarak şu tekerlemeyi söylerdi:
Birlim, ikilim, üçlüm, dörtlüm, beşlim, altılım alma, yedilim yelme, sekizim selme, dokuzum dolma, onlum orak, onbir dayak, sen gir ayak, sen çık ayak…
Sona kalan ayağa, Oyunun başı olan ‘’ebe’’ sorar: -‘’ – keserim kaça? ’’
Cezalı çocuk : –‘’Beşe’’
Ebe:-‘’ – vermem beşe, çalarım daşa’’ diyerek havlu veya sopa ile eline vurur oyun biterdi.
Büyüklerin sohbeti bitmemiş ise oyun tekrar edilirdi.
Ali, Hazma ile Asiye’nin ortanca çocuklarıydı.
Yıllar önce köyden şehre inmişler Çorak’ta, deniz kıyısında bir ev sahibi olmuşlardı.
Evin bahçesinde limon, portakal, mandalina, erik ağaçları, bir köşesinde de tavuk kümesi vardı.
Mutlu bir aile yaşantısı sergiliyorlardı.
Her yıl Anamur ve Bozyazı ovasının sulanan arazilerine çeltik ekilir, hasat mevsiminde başta Hamza olmak üzere ekili çeltik arazisi olanların yüzü gülerdi.
Bu mutluluk yıllar yılı devam etmişti, ta ki acı haber yayılıncaya kadar…
Bir yaz günü Ali’nin arkadaşları Süleyman ile Nazmi bilinmeyen bir sebeple aynı gün ölmüş, mahalle mateme bürünmüştü.
Aradan 3 gün geçmiş Nazmi`nin bir yaşındaki kardeşi de ölmüştü.
Ölüm, çocuklar arasında kol geziyordu.
Hiçbir yetkili buna bir anlam veremiyordu.
Çorak`ta yaşayan diğer mahallelerden, Bozyazı`dan da ölüm haberleri geliyordu.
Yaz sezonu boyunca onlarca çocuk toprağa verilmişti.
Bir yıl sonra yaz mevsiminde yine korkulan olmuş toplu çocuk ölümlerinin yanında bu defa büyüklerden de ölenler olmuştu.
Denizin mavisiyle çamların yeşilinin buluştuğu noktada yıllarca mutlu bir yaşantı süren insanlar ne yapacağını şaşırmış vaziyetteydi.
Veysel dayının oğlu Abdullah ile Kara Hasan’ın oğlu İbrahim’de vefat etmişti.
Ali’nin kardeşi Emiş ’de ölen çocuklar arasındaydı.
Ankara’dan sağlık ekibi gelmiş, durum anlaşılmıştı:
Ovada çeltik ekimi yapılırken meydana gelen bataklıklarda çoğalan sivrisinekler ölüm olaylarını meydana getiriyordu.
Sıtma paraziti, anofel cinsi sivrisinek aracığıyla insandan insana taşınmış, halsizlik, ateş, baş ağrısı, titremeyle kendini göstermiş, toplu ölümlere sebep olmuştu.
Yayla da yeri–yurdu olanlar göç etmişler, neredeyse Anamur-Bozyazı boşalmıştı.
Hamza ile Asiye küçük kızları Emiş’i kaybetmenin üzüntüsüyle kıvranırken Ali’nin de ateşlendiğini görünce paniğe kapılmışlar, apar –topar geldikleri dağ köyüne göç etmişlerdi.
Yayla ’ya götürülen Ali yaklaşık 6 ay sıtma ile mücadele etmiş babasının Anamur’dan getirdiği sulfata hapı sayesinde ölümden dönmüş ancak çok halsiz kalmıştı.
Bu arada olayı incelemek üzere Ankara’dan gelen heyet çeltik ekiminin yasaklanması için rapor hazırlamış, bakanlar kuruluna sunmuş, Bakanlar kurulu kararı ile Anamur, Bozyazı ve çevresinde çeltik ekimi yasaklanmıştı.
Anamur ve Bozyazı ovasının sulanan arazileri çeltik ekimine elverişliydi.
Çatalyatak, Yellice, Kızcağız tepelerinden doğarak Anamur ovasının doğu yakasını sulayan Anamur çayı sulama kanallarıyla denize dökülüyordu.
Karaçukur, Korucuk, Köşekbükü, Değirmen, Kumlu geçit, Çiçek derelerinin suyuyla beslenen Sultan suyu kanallarla ovaya yayılıyor, Anamur’un batı bölümünü sulayarak denize dökülüyordu.
Sultan suyu: Sultan adını; Bir kış mevsiminde coşkun sularının gelinlik bir kızı allı pullu duvağı ile alması neticesinde almıştı.
Bozyazı Sini çayı da kanallar vasıtasıyla Bozyazı ovasına yayılıyor bataklıklar oluşturduktan sonra denize dökülüyordu.
Anamur çayı’nın doğu kesiminde Kıbrıslı gölü ile Karagöl, Sultan suyu ağzında balık lavı gölü, Yarlağan gölü çeltik ekimi zamanında büyük bataklıklar oluşturuyordu.
Küleks adı verilen zararsız adi sivrisineklerin yerini sıtma hastalığını taşıyan Anofel cinsi sivrisineklerin alması belki de bu göller sebebiyleydi.
Çünkü çeltik ekim mevsiminden sonra da 12 ay bu göller hiç kurumuyordu.
Emiş’lerini kaybeden Hamza ve Asiye bir daha Anamur’a dönmemiş, ovadaki tarlaları ile deniz kenarındaki arsalarını, evlerini yok pahasına satarak yayla köyüne yerleşmişlerdi.
Aylar ayları, yıllar yılları kovalamış, Ali büyüyüp serpilmiş kocaman bir delikanlı olmuştu.
Ovadaki gelir kaynaklarından yoksun kalan aile; Sattıkları, tarla, arsa ve evin parasını bitirmiş geçim sıkıntısına düşmüşlerdi.
İlyas evde anne- babasının yanında kalmış, Ali teyzesinin oğlu Salih’le çalışmak üzere çocukluğunun geçtiği Anamur’a gelmiş, çocukluk arkadaşı Nazmi’nin babası Koca Abdil’lere misafir olmuşlardı.
Abdil, sıtma nedeniyle 2 çocuğunu birden kaybetmişti ve Hamza’nın asker arkadaşıydı.
Ali’yi görünce eski günlerini, kaybettiği çocuklarını hatırlamış çok duygulanmıştı.
İş arayanlar Çavuşpınarı’nın önündeki tarihi çınar ağacının dibinde toplanırlar, İşverenler işçileri buradan alıp götürürlerdi.
Kırçıl saçlı, yüzü çilli, sarışın, iri kıyım, yabancı aksanıyla konuşan adam Anamur’un çavuşpınarı’ndaki tarihi çınar ağacının dibinde toplanan işçilere Takavil Yolu'ndan, Vinç’ten, Maden’den, Yoğunduvar’dan, gemiden… bahsediyordu.
İşçiler arasında bulunan Ali anlatılanları dinliyor, başta yabancı şirket, ihracat kelimeleri olmak üzere anlatılanlardan hiçbir şey anlayamıyordu.
Kimdi bu kırçıl saçlı, iri kıyım, yüzü çilli, yabancı aksanıyla konuşan sarışın adam?
Takavil, Vinç, Maden, Gemi, İhracat, Şirket ne demekti?
Yabancı aksanıyla konuşan adam bu defa One, two, three, four, five… gibi İngilizce rakamlar söylüyor, toplanan işçileri gruplara ayırıyordu.
Teyzesinin oğlu Salih ile ayrı gruplara düşen Ali iyiden iyiye paniklemiş, Anamur’a geldiğine bin pişman olmuştu.
Kırçıl saçlı, yüzü çilli, sarışın, iri kıyım adam Ali’deki değişikliği görünce çalışmak istemediğini zannederek 5-6 metre uzaktan gözünü Ali’nin gözlerine dikmiş tam yanına yaklaşmış, eğilmiş burun buruna gelmişler, iri kıyım adam avuçlarıyla Ali’nin pazularını yoklamaya başlamıştı.
İş aramak için Anamur’a gelen Ali, birkaç saniye içinde köyünü, anne-babasını, yoksulluklarını, paraya ihtiyaçları olduğunu düşünmüş can havliyle adamın gözünün içine bakarak pazılarında bulunan ellerini demirden pençe gibi tutmuş, sıkmış, adama adeta güç gösterisinde bulunmuştu.
Nedendir bilinmez, Ali’deki bu kuvveti gören iri kıyım adam hafifçe tebessüm ederek geri dönmüş Ali işe alınmıştı.
Salih gemilere maden yüklemek için Bozyazı’daki Yoğunduvar iskelesine gidecek, Ali de fabrikanın bulunduğu maden çıkarılan yere, Vinç’e gönderilecekti.
Hep beraber Yoğunduvar’a varmışlar, madenciler erzaklarını, yemek pişirmek için gerekli olan ihtiyaçlarını, şirketin hazırladığı yataklarını Takavil’e yüklemişler ve Vinç’e gidip işe başlamışlardı.
Bir kısmı fabrikada, bir kısmı dağdan maden çıkarmada çalışıyordu.
Ali’nin en çok dikkatini çeken dağın onlarca metre içinden çıkarılan yumuşak, mavimtırak- beyaz renkte, dövülerek şekil verilebilen, saf olduğu zaman parlak olan, havayla temas ettiği anda donuklaşan kurşun madeniydi.
Bir de elinde haritayla bir oraya bir buraya koşuşturan kırçıl saçlı, yüzü çilli, iri kıyım adam yine…
Bir de herkesin hürmet etmekte yarıştığı adına Vehbi bey denilen kırçıl saçlı’ya göre daha ufacık tefecik adam…
Herkese emirler yağdıran kırçıl saçlı adam nedense Vehbi Bey denilen adamın önünde hürmetle eğiliyor, ona çok büyük saygı gösteriyordu.
Birkaç hafta içinde Ali çok şey öğrenmişti;
Vehbi bey denilen adam sonraki yıllarda ülkeye damgasını vuracak olan ünlü iş adamı Vehbi Koç’tu.
Kırçıl saçlı adam yüksek maden mühendisi Vehbi beyin ortaklık kurduğu yabancı şirketin elemanı, Fransız bilim adamıydı.
Genç işadamı Vehbi Koç, bir yabancı şirketle Anamur’un Vinç adı verilen yöresinde dağdan kurşun madeni çıkarıyor, dağın eteğine kurdurduğu fabrikada işliyor, Takavil adı verilen araçlarla Bozyazı’da bulunan Yoğunduvar’dan gemilere yükleterek yurt içine sevk ediyor bir kısmını da yurt dışına, ihraç ediyordu.
Maden ocağı Ali için adeta bir okul olmuş, orada çok şey öğrenmiş, şahsiyetini kazanmış, kabiliyetleri-becerileri ortaya çıkmıştı.
Uzun kış gecelerinde tertiplenen eğlencelerde günü birlik uydurduğu manilerle, şiirlerle, şarkılarla, türkülerle eğlencelere renk katıyordu.
Ali şair ruhlu biri olup çıkmıştı.
Her olayı dörtlüklere, şiire döküyordu.
Bir sabah kahvaltısında katımış darı ekmeğinin içine koyduğu çökelek boğazına durmuş, arkadaşı Hasan’dan acele su istemiş, onun biraz gecikmesi üzerine de ona serzenişte bulunarak:
“Hasan suyu getirdi getirecek
Boğazıma durdu hamçökelek
Geliver- geliver aslan kardeş geliver
Ali kardeşini çökelekten kurtarıver”
diye bir dörtlük uyduruvermişti.
Kim bilir bu dörtlük belki de hamçökelek adı verilecek olan halk oyunumuzun ilk başlangıç dizeleri olacaktı.
Artık Ali kime kızıyorsa, kimi lanetlemek istiyorsa:
“Boğazına dursun hamçökelek” diye ileniyordu.
Yıllar yılları kovalamış tüm ülkede kıtlık baş göstermişti.
Vinç’teki madende, fabrikada ve Yoğunduvar’da gemi yüklemede çalışan işçilere yemek konusunda kısıtlama gelmişti.
Çökelek işçilerin başlıca yiyeceği olmuştu…
…ve Ali ile özdeşleşmişti.
Eskiden yöresel Anamur yemekleri ile beslenen işçilerin yiyecekleri arasına değirmende öğütülerek un haline getirilmiş darı koçanı unundan yapılan ekmekle çökelek de girmişti.
( devam edecek )