Okudukça sizi sayfalarına ve kendine çeken, olayların sonunun nereye varacağını kitabı okurken sürekli merak edeceğiniz, inanılmaz sürükleyici bir kurguya sahip, sayfalarında insanı hüzne boğan ama aynı zamanda birçok ders çıkarmanıza vesile olacak ve son olarak da Çin komünizmini gözler önüne seren bir eser olmuş.
Zaten eser yayımlandığında ülkesinde yasaklanıyor çünkü o yılların siyasi olaylarının ele alınarak insanlara bazı gerçeklerin gösterilmesi ve sözde komünizm ile insanların nasıl daha da fakirleştiğinin ve sömürgenin uşağı olduğunun gün yüzüne çıkarılması kitapta kurgunun içinde yer alıyor.
Hikâyesinin sonunun nasıl biteceği konusunda kurgusunun rüzgarına kapıldığım bir eser oldu. Kitabın iyi bir sonla mı ya da kötü bir sonla mı biteceği merakıyla kitabın sayfalarında ilerlerken, her sayfasında dramı da hissetmedim değil. Tabii bu kadar dram olması kitapta beni sıkan tek taraf oldu çünkü cidden hemen her sayfada dramı hissedeceksiniz ve ben bu kadar ağır dram ve hüzün sevenlerden değilim. Burasını ayrıca ve özellikle altını çizerek belirtmek istedim.
Kurguya gelecek olursak da kumarla ve çeşitli kötü alışkanlıklarla aile servetini bitirip tüketen Fugui, o süreden sonra ki yaşamını yoksulluk ve ölümlerle sınanan bir hayatla geçirecektir. Her dram dolu hüzne boğan sınanmanın ardından yeniden umutla hayata sarılıp kendisine yaşama tutunacak bir dal bulan Fugui, tutunduğu her bir dalın kırıldığını görecektir. Aynı zamanda Fugui ve yöre halkının komünizm sayesinde daha da fakirleştiği, yiyecek bir lokma bulamayacak hâle geldiği ve komünizmin kölesi olduğu gerçeğini de hikâyenin bir parçası olarak bulacaksınız. Tek vereceğim spoiler ise romanın bütün güzelliğinin ve kurgusunun inceliğinin, Fugui’nin tüm bu yaşadıklarını köy köy gezen ve köylüyle sohbet eden bir yabancıya anlatmasıdır. Yani Fugui’nin tecrübelerini ve başarısızlıklarını çekinmeden bir gezgine anlatması aslında “YAŞAMAK” romanı olarak karşımıza çıkacaktır.
Gezgin ise Fugui’yi dinledikten sonra şöyle diyecektir:
“Geçmiş tecrübeleri hakkında bu kadar net ve onları başkalarına aktarmada bu kadar yetenekli biriyle hiç tanışmadım.”
Kıymetli Adnan Dalgakıran’ın çok sevdiğim bir sözü vardır ve şöyle demektedir:
“Aslında belki de bu ülkede yapmamız gereken şey, herkesin başarısızlıklarını diğer insanlara çekinmeden ve korkmadan anlatmasını, kendi kendini eleştirmesini ve aldığı dersleri aktarmasını sağlamak.”
XU ailesinde aslında Fugui’den önce babası da aynı yoldan geçmiştir ve hatta bununla ilgili Fugui aile servetini bitirip tükettikten sonra babası ona şöyle demektedir:
“Uzun zaman önce, XU ailesinin ataları sadece bir tavuk beslerdi. O tavuk büyüyünce kaz oldu, kaz kuzuya dönüştü ve o kuzu öküz oldu. Ailemiz böylece zenginleşti. Sıra bana geldiğinde, XU ailesinin öküzü kuzuya döndü, sonra kuzu eridi kaza döndü. Sıra sana geldiğinde, kaz tavuğa döndü ve şimdi bir tavuğumuz bile yok.”
Keşke babası Fugui’ye iş işten geçtikten sonra tavuk öküz hikâyesini anlatmak yerine, başarısızlıklarını ve hatalarını çok daha önce anlatsaydı, tavuk öküz hikâyesi hiç yaşanmasaydı ve Fugui’nin kötü alışkanlıklara bulaşmamasına vesile olabilseydi diye düşünenler olacakken; bazen de babası başından beri uyarsaydı da Fugui gitmek istediği bu yolda yine de ilerlerdi ve içinden gelen hazzın ve merakın kurbanı olurdu diyenler de olacaktır. Ancak Fugui burada ilk düşünceyi gerçekleştirenlerin yanında olacaktır.
Kitabın Çin’in bir dönemini aydınlatıyor olması da ayrıca merak uyandıran kısımlarından. Komünizm ile halkın o yaşadıkları kitabın anlatıcısı ve protagonisti Fugui tarafından köylünün yaşadıkları olarak aktarılıyor. Kitapta yer alan dip notlarla ise bu konuyu Yu Hua daha da derinlemesine sunuyor. O dönemin Çin tarihini, Mao Zedong’u ve komünizm gerçekliklerini de merak etmenize vesile olacak bir kitap. Ayrıca bu anlatılanlarla da köylünün o dönem ki geçim derdini, yoksulluğunu ve ızdırabını hissedeceksiniz. Kurulan halk komünleri sayesinde köylünün elinde bulunan bir avuç toprağının da gitmesini, tüm kadın ve erkeklerin komünizme bağlı köy muhtarları tarafından bir asker gibi yönetilmesini okuyacaksınız. Senelerce bir avuç toprak sahibi olmak için çalışan köylünün, emekleriyle kazandığı topraklar artık halkın ortak malı olacaktı. Yaşamını hayvancılıkla geçindiren ve kazandıkça hayvanını artıran, hayvancılığa yatırımını yapan köylünün hayvanları da yine halkın ortak malı olacaktı. Ve sonunda tüm köylü fakirlik ve açlıkla, bu sistemin kölesi olacaktı.
Okunması gereken, verdiği dersleri ile düşündüren ve örnek olan, içerdiği hikâyesi ile okuyucusunu hüzne boğan, aynı zamanda tarihin bir dönemine de ışık tutan ve bu yüzden merak hissi uyandırıp sizleri bir dönemi araştırmaya götürecek, sürükleyici bir eser.
1960 yılında Hangzhou’da doğan ve diş hekimliği okuduktan sonra bu görevi sadece beş yıl yapan ve sonrasında mesleğini bırakarak edebiyata yönelen Yu Hua, çocukluğunda Çin Kültür Devrimi yıllarını yaşadı. O günlerde gördükleri sayesinde, yani çocukluk döneminde yaşadığı o psikoloji tüm kalıntılarıyla eserlerine yansıdı. Dolayısıyla bu eserinde de o dönemin izlerini her anlamda görüyoruz.
Dünya genelinde romana bakış atacak olursak da “YAŞAMAK” İtalya’da Premio Grinzane Cavour Ödülü’nü aldı, İngilizce’ye çevrilmesiyle beraber, başta Amerika olmak üzere birçok ülkede çok satan kitaplar listesine girdi.
Gelelim bu romanın “To Live” adıyla beyaz perdeye uyarlanan filmine,
Yu Hua tarafından kaleme alınan ve 1993’te yayımlanır yayımlanmaz yasaklanan roman; Zhang Yimou tarafından sinemaya aktarıldı ancak film de yasaklandı. Fakat film 1994 Cannes Film Festivali’nde Grand Prix ödülüne layık görüldü. İşte bu film romanın hem kendi ülkesinde hem de dünya genelinde şöhret kazanmasına vesile oldu.
Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…