GÜNEY GÜNEYAN'ın röportajı için tıklayınız...
Konya’nın küçük bir ilçesinden çıkıp uluslararası arenada birçok ödül kazanan Burak Yaka, azim ve kararlılıkla zirveye tırmanıyor. Maddi zorluklar ve sıfırdan başlama hikayesiyle iş dünyasında fark yaratan Yaka, liderlik anlayışını “Başarı ekibin, hata benim” diyerek şekillendirirken, yapay zeka ve dijitalleşme alanındaki vizyonuyla Türkiye’nin küresel rekabette güçlü bir oyuncu olabileceğini savunuyor. Yaka, gençlere “Pes etmeyin, öğrenmeye devam edin” diyerek ilham verirken, Türkiye'nin bu alanda rekabet edebileceğini kanıtlayan çalışmalar yapmaya devam ediyor. Şimdi Burak Yaka'ya kulak kabartalım!
Burak Yaka kimdir? Kendini nasıl tanımlar?
Konya, Sarayönü’nde doğmuş, küçük bir yerden çıkıp büyük hayallerin peşinde koşmuş biriyim. Kendimi mühendislikten liderliğe uzanan bir yolda, sürekli öğrenen, ekibiyle büyüyen ve insanlara değer verme felsefesini odak noktasına alarak pes etmeden, adım adım çalışarak bugüne gelmiş biri olarak tanımlarım. Mütevazı bir başlangıcım var; ama azimle ve tutkuyla ilerledim. İşimde teknolojiye, özellikle yapay zekâya ve sürdürülebilirliğe tutkunum. Ama en çok, yaptığımız işlerle fark yaratmaktan, bir şeyleri Burak’tan önce ve Burak’tan sonra diye daha iyi bir hale getirmekten keyif alıyorum.
Ödülleriniz, uluslararası alandaki başarınızın bir göstergesi. Bu noktaya gelirken sizi en çok zorlayan şey neydi? 2024 ve 2025’te
White Page International’dan “Global PowerLeader”, The Executive Lens’ten “Masters of Influence: Top 5 Dynamic Leaders”, The Inc Magazine’den “The 10 MostInspiring Leaders”, The Entrepreneur Insights’ten “Top 10 Visionary Business Leaders” ve Conglomerate Magazine’den“Rising Leader” ödüllerini almak gurur verici. Ama bu yolculuk zorluklarla doluydu. En büyük engel, sınırlı imkânlarla kendimi geliştirmekti. Ankara’da parasız yatılı okurken dershaneye gidememek, maddi zorluklar yüzünden hep bir adım geride hissetmek beni zorladı. Bir mucize gibi üç yıl ücretsiz dershane fırsatı buldum ve o kapıyı sonuna kadar açtım. Kariyerimin başında işimi kaybettiğim bir dönemde sıfırdan başlayarak, sahanın tozunu yuta yuta işçilik, teknikerlik, teknisyenlik gibi her pozisyonda çalıştım; galvaniz boru tesisatı çektim, fayans döşedim, elektrik tesisatı kurdum. Bununla birlikte geceleri eğitimler alarak, hiç yıllık izin kullanmadan ve tatil yapmadan çalışarak tekrar ayağa kalktım. (tebessüm ederek) Bu süreci bazen Hz. Yusuf’un kuyudan çıkış hikayesine benzetiyorum; o zor günler bana pes etmemeyi ve sahayı en iyi şekilde öğrenmeyi öğretti. Aynı zamanda, ekip yönetirken empati ekibimin halinden anlamamı, kendimi onların yerine koyabilmeme vesile oldu. Sanırım işimi kaybetmem, yani bir dönem kuyuya düşmem vesile oldu aslında bu başarılara.
Kariyer ve eğitim yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz?
Eğitim hayatım, Konya Sarayönü Merkez İlkokulu’nda başladı. 10 yaşında evden ayrıldım ve tek başıma hayatıma yön vermeye başladım. Ardından, Ankara Anadolu Lisesi’nde yedi yıl parasız yatılı Almanca eğitim aldım. Anadolu Üniversitesi’nde elektrik elektronik mühendisliğini tamamen İngilizce bitirdim ve Dumlupınar Üniversitesi’nde İş Sağlığı ve Güvenliği yüksek lisansı yaptım. Vizyonumu genişletmek için Harvard, MIT, Tokyo Institute of Technology, Peking Üniversitesi, Hong Kong Polytechnic gibi prestijli okullardan çeşitli eğitimler aldım. Ayrıca Queensland Üniversitesi’nde “Leading High-Performing Teams” programını tamamladım. Kariyerime Milli Savunma Bakanlığı’nda elektrik inceleme ve kontrol uzmanı olarak başladım. Sonrasında ise TCDD 3. Bölge Tesisler Müdürlüğü’nde beş yıl bakım mühendisi olarak görev aldım. Daha sonra çeşitli şirketlerde bakım, yatırım, bilgi işlem ve üretim müdürü pozisyonlarında çalıştım. Erga Global’de üretim müdürü olarak ülke teknik operasyonları ve fabrika kurulumundan sorumluydum. Şu anda PilenPak’ta proje ve yardımcı tesisler müdürü ve enerji yöneticisi olarak görev yapıyorum. Kariyerim boyunca hep sahada, ekiplerimle birlikte çalıştım; her zaman mutlu ve huzurlu bir ortam sağlamayı hedefledim.
Yapay zeka ve dijitalizasyonun sanayideki rolü hakkında nasıl bir vizyona sahipsiniz? Türkiye’yi bu alanda nasıl bir geleceğin beklediğini düşünüyorsunuz?
Yapay zekâ ve dijitalizasyon, sanayinin geleceğini şekillendiriyor. Harvard ve MIT’deki eğitimlerimde bu teknolojilerin sahada nasıl fark yarattığını gördüm. Benim vizyonum, sıfır arıza ve maksimum verimlilikle çalışan tesisler. Türkiye’de müthiş bir potansiyel var; gençlerimiz zeki, mühendislerimiz yetkin. Ama daha fazla yatırım, eğitim ve cesaret lazım. Japonya’daki disiplini burada uygulayabilirsek, Türkiye yapay zekâda global bir oyuncu olabilir.
Liderliğinizi “Başarı ekibin, hata benim” diyerek özetliyorsunuz. Bu bakış açınızın iş hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?
Benim liderlik felsefem şu: Başarı her zaman ekibindir, çünkü sahada asıl işi onlar yapar; hata olduğunda ise sorumluluk bana aittir, çünkü yönü ben çizerim. Bu yaklaşım, ekiplerimle aramda derin bir güven bağı kurdu. Onların çabalarını görünür kılmak, bana inançlarını pekiştirdi; hataları üstlenmek ise samimiyetle iletişim kurmamı sağladı. PekingÜniversitesi’nde öğrendiğim gibi, etkili iletişim empatiylebaşlar. Bu felsefe, hep birlikte büyümemizin temel taşı oldu.
Ekibinizle birlikte yaşadığınız ve size liderlik konusunda önemli bir ders veren unutulmaz bir anınız var mı?
Bir keresinde imkânsız gibi görünen bir üretim hedefiyle karşılaştık. Ekibimle gece gündüz çalıştık, herkes yorgundu ama pes etmedik. Ben sahada onlarla birlikteydim, bir taraftan fabrika etrafında yağmurun altında sabaha kadar dua ederek dolaştım bir taraftan ekiple birlikte omuz omuza ter döktük. Bir teknisyen, “Siz buradayken biz pes etmeyiz” dedi. O süreçte, steel base silindir üretiminde tarihi bir rekor kırdık. O an şunu anladım ki; liderlik, ekiple terlemek ve imkânsızı mümkün kılmak. Hong Kong’da öğrendiğim gibi, empati ve pratik çözümlerle ekibi motive etmek her zaman kazandırır.
Sıfır arıza ve enerji verimliliği gibi hedeflerden bahsediyorsunuz. Bu konuda yürüttüğünüz projelerden biraz bahsedebilir misiniz?
Enerji yönetimi ve yardımcı tesislerde sistemleri dijital platformlara taşıyarak verimliliği artırmayı planlıyorum. Daha önce yalın üretim ve öngörücü bakım sistemlerini hayata geçirdim; arızaları önceden tespit edip enerji kaybını azaltmayı hedefliyorum. Harvard’da öğrendiğim sürdürülebilirlik teknikleriyle, sıfır arızayla çalışan, çevre dostu tesisler kurmayı amaçlıyorum.
Konya Sarayönü’nden çıkıp uluslararası arenada büyük başarılara imza attınız. Küçük bir yerden çıkıp büyük işler başarmanın avantajları ve dezavantajları neler oldu?
Sarayönü bana çalışkanlığı ve dayanıklılığı öğretti; küçüklükten beri yazları parasız yatılıdan memlekete döndüğümde tarlada, lokantada, çay ocağında çalıştım, kışları ise okudum. Bu, en büyük avantajım oldu. Küçük bir yerden çıkmak, büyük hayalleri ateşliyor. Dezavantajı ise fırsatlara erişimin zorluğu. Ama ben bunu avantaja çevirdim; azla çok yapmayı öğrendim. O kökler, beni yere sağlam bastırıyor.
Sizi tanıyanlar mütevazı ve vizyoner bir lider olduğunuzu söylüyor. İş hayatında tevazu ve liderlik arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Tevazu, insanı dinlemekten geliyor. Queensland’deöğrendiğim gibi, liderlik ego değil, ekip başarısı demek. Vizyoner olmak ise sınırları zorlamak. Sahada ekibimle terlerken bile “Daha iyisi nasıl olur?” diye soruyorum. Mütevazıysanız, insanlar size güveniyor; vizyonerseniz, onları peşinizden sürüklüyorsunuz. Ama en önemlisi dürüstlük; insanlara dürüst olmazsanız, kalplerini kazanamazsınız. Bu denge, samimiyetle kuruluyor.
Ödüller kariyerinizde nasıl bir motivasyon kaynağı oldu? Yeni hedefler belirlemenizde nasıl bir rol oynuyorlar?
Ödüller, işimin fark edildiğini gösteriyor; bu, beni mutlu ediyor. “Global Power Leader 2024” ödülü, tesis yönetiminde fark yarattığımı kanıtladı. Ama ödüller tek başına bir anlam ifade etmiyor; daha yolun çok başındayım. Öğrenmekten ve gelişmekten vazgeçmedim, hala gidecek çok yolum var. Bu ödüller, yolun başında olduğumu ama doğru yolda ilerlediğimi gösteriyor. Asıl hedefim, Türkiye sanayisini globale taşımak; ödüller bana “Devam et” diyor.
Sanayide yapay zeka kullanımı sizce hangi aşamada ve Türkiye’nin bu alanda daha rekabetçi olması için neler yapılmalı?
Yapay zekâ sanayide henüz emekleme aşamasında, ama potansiyeli devasa. MIT’de yenilikçi çözümlerin sahada nasıl uygulanacağını gördüm. Türkiye’de altyapı var, ama eğitim ve Ar-Ge yatırımı eksik. Gençleri yapay zekâyla tanıştırmalı, firmaları dijitalleşmeye teşvik etmeliyiz. Japonya’daki disiplini uygulayabilirsek, çok yol alırız.
Gençlere mentorluk yapmayı önemsediğinizi söylüyorsunuz. Sizin gibi başarılı olmak isteyen gençlere en önemli tavsiyeniz ne olurdu?
Pes etmeyin ve öğrenmeyi bırakmayın. Sınırlı imkânlarla başlasanız bile, bir kapı açılır. Harvard, MIT, Tokyo’daki eğitimler vizyon kattı; ama başarı sahada terlemekle geldi. Gençlere şunu söylerim: “Kendi mucizenizi yaratın, ekibinizle büyüyün. Düşeceksiniz, hata yapacaksınız ama asla kaybetmeyeceksiniz. Ya kazanacaksınız ya da öğreneceksiniz.”
Son olarak, önümüzdeki yıllarda hem Türkiye’de hem de global ölçekte hangi projelerinizle fark yaratmayı planlıyorsunuz?
Türkiye’de ve globalde yalın üretim, yapay zekâ ve dijitalizasyonun entegrasyonuyla üretimde ve enerjide verimliliği artırmak istiyorum. Karbon emisyonlarını azaltan, çevre dostu projelerle sürdürülebilirliği desteklemek hedefim. Bakım yönetiminde sıfır arıza başarılarını geliştirerek sanayide fark yaratmayı planlıyorum. Ekibimle birlikte, teknolojinin ve insan gücünün birleştiği yenilikçi işler yapıp, “Bu da oldu!” diyeceğimiz projelere imza atmak için durmadan çalışıyorum.