Gazi Öğretmen 2006 yılında yayınladığı ‘’ Anamur Yöresel Halk Hikayeleri’’ kitabında Anamur Halkoyunlarından DANIŞMAN oyununun hikayesini de yazmış…

Gazi Öğretmenin İlçe Milli Eğitim müdürlüğü dönemine Anamur ve Bozyazı ilçelerinde İlkokullar, Lise ve dengi okullar arasında ve Türkiye genelinde yapılan yarışmalarda Danışman oyunu çok büyük ilgi görmüş ancak oyunun nasıl ortaya çıktığı konusunda araştırma yapılmamış…

Gazi Öğretmen bu eksikliği görmüş ve DANIŞMAN halkoyununun hikayesini yazmış…

Gazi Öğretmenin yazdığı DANIŞMAN hikayesi şöyleymiş:

‘’ Anamur ve Bozyazı’da sıcakların başlamasıyla birlikte yerli halk ve Yörükler yaylalara giderler, havaların soğumaya başlamasıyla da deniz kenarındaki yerleşim yerlerine geri dönerlerdi.

Yaylaya gidemeyen yerli halk ve Anamur’da yaşayan Rumlardan bazıları o yılın en sıcak ayında Anamur`un 7 – 8 km batısında bulunan Danışman düzlüğünde bir araya gelirler ve haftalarca süren eğlenceler tertip ederlerdi.

Kaşpazarı, Çamurlu, Abanoz, Kaş, Halkalı, Şabanoluk, Akpınar, Beşkuyu, Dokuzoluk, Kırkkuyu, Gözlügöl, Elbalak yaylalarına göçen Yörük beyleri de bu eğlencelere katılmak, genç Yörüklerin yaptığı el sanatlarını sergileyip satmak için, diğer beylerle görüşmek, yapılacak eğlencelere katkıda bulunmak için dağ köylerinden, Torosların yamaçlarından kalabalık bir Yörük obasıyla birlikte ovaya inerler, Danışmanın düzlüğünde bir araya gelirlerdi.

Koyunlar kesilir, yöresel halk yemekleri yapılır, çeşitli yarışmalar düzenlenir, yörük el sanatları sergilenip satışa sunulur, güreşler tertiplenir, oyunlar oynanır, sazlar çalınır, türküler söylenirdi.

O yıl, şenliklerin ilk gününde onlarca koyun kesilmiş, Anamur ve Bozyazı’nın yöresel yemeklerinden Darı keşkeği için kazanlar kurulmuş yahnili–yoğurtlu Keşkek yemeği hazırlanmıştı.

Darı unundan Kapama yapmak için çadırların yanına senitler, saclar, un çuvalları getirilmiş, Yörük ateşi yakmak için odun hazırlanmıştı. Keşkek kazanlarının yanı başına etli gölevez pişirmek için büyük boy tavalar yerleştirilmiş, her bir Yörük çadırının yanına birer çuval gölevez dökülmüştü.

Susamlı turp otu yapmak için otlar büyük tencerelerde haşlanmış iki avucun arasında sıkılmış topak vaziyette büyük tepsilerde bekletilmeye başlanmıştı.

Katımış mısır ekmeğinden Mollaç ve Maş ürününden Maş çorbaları hazırlanmıştı.

Tatlı için Heleş ve Samsıralar çok önceden hazırlanmış bir köşede bekletilmekteydi.

Haftalarca devam eden şenliklerde yöresel yemeklerin yapımı her gün yenilenmekteydi.

Şenliklerin ikinci gününde güreşler yapılmaktaydı. Bu güreşlere her yıl olduğu gibi o yıl da civar il ve ilçelerden, Anamur ve Bozyazı`dan, Yörük obalarından onlarca güreşçi katılmıştı.

Ödül olarak baş güreşlere bir deve, bir tosun, üç baş koç, on beş altın, bir ala kilim konmuştu.

Başaltı güreşlerinin bitmesiyle birlikte sağda solda baş pehlivanlar soyunmaya başlamış, heyecan doruk noktaya ulaşmıştı.

Ödüllerin fazlalığı göz kamaştırıyordu.

Baş güreşlerin belli bir kuralı yoktu. Kendine güvenen meydana çıkıyordu.

Cazgır güreşçileri eşleştirmiş ortada altı ayrı yerde güreşler yapılmaktaydı.

Kazanan kenarda bekliyor ve diğer galip gelenle kapışıyordu.

Bu yıl Rum’lar da bir güreşçi getirmişler, bir köşede kendi güreşçilerini alkışlayıp duruyorlardı.

İri kıyım Rum genci her önüne geleni yeniyor ve yeni hasmını beklemeye başlıyordu.

Üç kişi ile güreşmiş birini künde ile birini paça kasnakla yenmiş; üçüncü hasmının kolunu kırmıştı.

Son hasmıyla kapışmış onu da kafa kolla yenerek meydanda dolanmaya başlamıştı.

Rum’larına çılgınca alkışları Yörük ağası Ahmet Bey’i çok tedirgin etmişti.

Kendisi de gençliğinde bu meydanlarda baş pehlivanlığı birkaç kez kazanmış ancak ihtiyarlamıştı.

İlk defa bir Rum güreşçi baş güreşleri almak üzereydi.

Onun sırıtkan bakışları, herkese meydan okuyan davranışları kanına dokunmuştu.

Ahmet Bey’in ödül alarak ortaya koyduğu deve’nin çobanı Mehmet az ilerde, elinde devenin yuları olduğu halde üzüntü içinde ortada dolanıp duran Rum gencine bakıyor, yıllardır beslediği develerden birinin bir Rum’a gitmesi onu adeta kahrediyordu.

Yörük obasının yaşlılarından biri Ahmet Bey’in kulağına eğilmiş bir şeyler söylüyordu.

Üzüntüden neredeyse iki büklüm hale gelen yörük ağası şöyle bir doğrulmuş, düşen bıyıkları dikleşmiş iki elini beline koymuş çoban Mehmet’i süzmeye başlamıştı.

İçinden “Mehmet bu işi beceremez” diye düşünüyordu.

Mehmet’i yanına çağırdı güreşip güreşemeyeceğini sordu.

Besereği Rum gencine kaptırmak istemeyen Mehmet’in gözleri parladı. Ve bir köşede soyunmaya başladı.

O, hırkasını, göyneğini çıkarırken yaşlı Yörük, Ahmet Bey’e onun köşeklerle nasıl güreş tuttuğunu ve onları nasıl yere yıktığını anlatıyordu.

Mehmet şalvarla ve yalın ayak ortaya çıktığı zaman bir uğultu yükseldi.

Yırtık- pırtık hırkanın içinden tam bir güreşçi vücudu ortaya çıkmıştı.

Göğüsler, pazular şişmiş, hiç yağ görünmeyen karın bir kömürcü körüğü gibi inip çıkmaya başlamıştı.

Cazgır duasını okumuş her iki güreşçiyi Danışmanın düzlüğüne salmıştı.

Rum güreşçi peşreve başlamış, peşrev bilmeyen Mehmet onun peşrevini seyre dalmıştı.

Peşrevini bitiren Rum pehlivanı Mehmet’in dalgınlığından istifade ederek onu sürmeye başlamış neye uğradığını şaşıran Mehmet çabuk toparlanmış, tam seyircilerin üzerine düşecekleri sırada bir çam ağacı gibi dimdik durmuş ve Rum güreşçinin hamlesini boşa çıkarmıştı.

İkinci, üçüncü, beşinci hamleleri de hep hoşa çıkarmıştı.

Güreş yarım saati doldurmuş ve nihayet çoban Mehmet harekete geçmişti.

Hep Müdafaada dururken bir kaplan çevikliği ile ileri atılmış mükemmel bir boyunduruk vurmuş, nerdeyse boğulma noktasına gelen Rum güreşçiye bir kafa kol çekmiş, sırt üstü yere sermiş ve göbeğinin ortasına oturmuştu.

Başta Yörük ağası Ahmet Bey olmak üzere Türkler ayağa fırlamış Rumlarsa perişan vaziyette yerde yatan güreşçilerine yardıma koşmuşlardı.

Çoban Mehmet o yıl başpehlivanlığı kurtarmış ve ortaya konan ödülleri almıştı.

Bu güreşler ne ilk ve ne de sondu.

Yıllardır devam eden Danışman güreşleri yine yıllar yılı devam edecekti.

Danışman düzlüğü Şenliklerinin üçüncü gününde gençler kendi aralarında oyunlar oynar gösteriler sunar, yarışmalar yaparlardı.

Orta yaşlı tecrübeli Yörükler gençlere yön tahminleri, yön bulma, çadır kurma, koyun ve keçilerde ayak kırılma – çıkma – burkulma esnasında yapılacak işlerle ilgili bilgiler verirlerdi.

Onlarca oyundan bir tanesi şöyle idi:

Gençler kızlı erkekli bir yuvarlak daire şeklinde oturarak dizilirler, bir tanesi dairenin dışında ayakta kalırdı.

Ayakta kalan Yörük gencinin elinde ucu düğümlü bir peşkir olurdu.

Arkalarında dolaşırken peşkiri birinin arkasına bırakır kaçmaya başlardı.

Arkasında peşkir bırakılan genç peşkiri alarak onu kovalar yetişirse arkasına vurur ve yerine otururdu.

Yetişemezse peşkiri bırakan onun yerine oturur ve kendisi ayakta kalırdı. Oyun bu şekilde devem ederdi.

Çom oyunu, çellik oyunu, halat çekme oyunu, birdir bir oyunu, eşyaları tanıma oyunu, Yörük çadırı kurma oyunu, yer kapmaca oyunu, ses tanıma oyunu, sopa atıp tutma oyunu, cıngırtlak oyunu… gibi pek çok oyunlar oynanırdı.

Bu oyunlar hiçbir zaman vakit doldurmak için oynanmaz, öğretici, eğlendirici olmasına özen gösterilirdi.

Orta yaşlı Yörük’ler yaylalarda keçi otlatan gençlerin gece gündüz yönlerini bulabilmeleri için onlara değişik bilgiler verirlerdi.

Yıldızlarla yön bulmayı anlatırken kutup yıldızının, Büyükayı ve Küçükayı’nın yerlerinin sabit olduğu anlatılırdı.

Yön bulmada karıncaların yuvalarından çıkardıkları toprakları daima güneye yığdıkları, ağaçların rüzgâr sebebiyle devamlı güneye doğru eğik oldukları, kayalardaki yosunların genelde kuzey tarafta bulunduğu öğretilirdi.

Kara çadır kurma yöntemleri, insanlar ve hayvanlar için gerekli olan ilk yardımların nasıl yapılacağı ile ilgili bilgiler verilirdi.

Yörük ateşinin nasıl yakılması gerektiği anlatılırken üç uzun ağacın bir idam sehpası gibi üsten birleştirilmesinin, bağlanmasının gerektiği, ortasından yere doğru taşıyıcı bölümün sallandırılmasının icap ettiği, altına yakılan ateş ile nasıl yemek pişirileceği, kütüklerin nasıl üst üste birbirine paralel vaziyette konup tutuşturulmasının icap ettiği tatbikatlı bir şekilde anlatılırdı.

Danışman düzlüğünde en az 10 ayrı yerde geceleri Yörük ateşi yakılır her yer gündüz gibi aydınlanırdı.

( devam edecek )