Coğrafi isim tercihleri, siyasette de anlamlı olup genellikle emperyalist strateji çıkarlarına göre isimlendirme, yayılmacı politikaların önemli aracı olarak kullanılır. Trump’ın Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi demesi sıradan bir isim tercihi değildir. Ruslar dahil oryantalist kaynakların da asırlardır Türkistan olarak tanıdıkları bölgeye İngilizlerin öncülüğünde Rusların ve batılıların Orta Asya isimlendirmesi bu açıdan önemlidir. Ermenistan Anayasası’nın da temelini teşkil eden Ermenistan Bağımsızlık Deklarasyonu’nda Doğu Anadolu yerine Batı Ermenistan denmesinin, emperyalist amaçları dile getirme boyutu bulunmaktadır. Ermenistan, otuz yıldır anayasal düzenlemesi ile bu iddialarından vazgeçmediği halde “önkoşulsuz olarak Türkiye, Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmalı” diyenler derin cehalet içinde değilse Erivan’ın yayılmacı heveslerinin fuzuli hizmetkarlığını yapmaktadırlar.

İran’ın kuzeybatısında Tebriz merkezli idari yapının batısında, Türkiye’ye sınır eyaletin adı “Batı Azerbaycan”dır. Merkezi Urmiye olup Hoy, Mahabad, Salmas, Piranşehr gibi yerleşim yerleri bulunmaktadır. Bu isimlendirme İran’ın idari yapılanmasıyla bağlantılı olduğu halde Batı Azerbaycan, günümüzdeki Azerbaycan’ın batısında yer alan, tarihi, kültürel ve etnik temelleri son derece anlamlı olup Türklerle sakin bölge için de kullanılmaktadır.

Batı Türklerinin soy ağacını, Oğuz Kağan’ın altı oğluna dayanan boylar oluşturmaktadır. Bu boylar arasında Azeri bulunmayıp Hazar Denizi ile Doğu Anadolu arasında bulunan çoğunluğu Oğuzlara dayanan batı Türkmenlerine Azeri ismi verilmiştir. Azer (Hazar) ve Bican kelimelerininden oluşan Azerbaycan coğrafi bir isim olduğu halde yakın tarihimizde ve günümüzde kendisini Azeri Türkü olarak tanıtan veya Azerbaycan devleti ve İran’ın Kuzey Azerbaycan veya Batı Azerbaycan gibi isimlendirmelerinden Azeri Türkü kimliğini benimseyen geniş bir kitle bulunmaktadır. Bununla beraber aynı coğrafyada Kaşkaylar, Afşarlar, Halaçlar başta olmak üzere genellikle Oğuz boylarından Türk halkları yaşamaktadır.

Deli Petro’nun hedefleri doğrultusunda Rusya’nın sıcak denizlere inme, İngiltere ile Siyonist merkezlerin başta Hindistan sömürgesi olmak üzere küresel stratejileri gereği Osmanlı ile Türkistan arasına duvar çekme stratejisi önemli ölçüde Ermenistanlaştırma ile gerçekleşmiştir. Bugünkü Ermenistan tarihte Revan Türk hanlığı olup bölgede yaşayan Ermeni nüfusu yüzde beş civarında idi. 19. Yüzyılın başından itibaren İran ve Anadolu’dan getirtilen Ermenilerle bölgenin Ermenistanlaştırılmasının temelleri atılmıştır. Bununla beraber 1950’ler Sovyet Ermenistan’ında dahi Türkler çoğunluktaydı. Sovyet döneminde Ermenistan’daki Türklere yönelik baskı, işkence ve katliamlar hız kazanmış, burada yaşayan Türkler Azerbaycan’ın diğer bölgelerine göç etmiş veya Türkiye’ye sığınmışlardır. Yakınları katledildiğinden Türkiye’ye sığınan veya Azerbaycan’a göç etmek zorunda kalan yüzbinler halen hayattadır. Mesela NATO’nun Azebaycan sivil konseyi temsilcisi Elkhan Mehdiyev, aynı zamanda uluslararası akademik faaliyetlerde etkili bir araştırmacı ve editör olduğu halde eşi gibi kendisi de Ermenistan doğumludur. Üniversiteyi Revan’da (Erivan) okuduğu halde canını kurtarmak için Azerbaycan’a sığınırken diplomasını kaybetmiş, geçen süre zarfında yenilemesi müracaatları reddedilmiştir. Lisansüstü çalışmalar için diploma talebi konusunda etkili isimleri araya koyduğu halde sonuç alamamıştır. Ermenistan’daki mal varlığı, eğitim, kıdem gibi farklı sorunları olan Batı Azerbaycan (Ermenistan) kökenli onbinler halen hayattadır.

Uluslararası hukuk kaynakları ve BM düzeni çerçevesinde sınırları belirli bir Ermenistan devleti bulunmaktadır. Ermenistan’ın Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’den toprak taleplerini anayasal düzeninin ve dış politikasının temeli haline getirmesi ayrı bir konudur. Bununla beraber Ermenistan, uluslararası hukukun emredici hukuk kuralları (jus cogens) kapsamında soykırım ve insanlığa karşı suçları önemli ölçüde işlemiştir. Gerek 1948 Soykırım Sözleşmesi gerekse 1949 Cenevre Sözleşmeleri kapsamında bugünkü Ermenistan coğrafyasında Türklere ve Müslümanlara yönelik şiddet, baskı, tecavüz ve soykırımın birçok türü işlenmiş olup önemli bir kısmı Azerbaycan ve Türkiye’de yaşayan mağdurların hukuk yollarına başvurma hakları bulunmaktadır. Sovyet döneminde işlenen suçlar için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuru mümkün değildir, çünkü bu mahkemenin yetkileri Roma Statüsü’nün 2002’de yürürülüğe girmesinden sonraki olaylar için geçerlidir. Buna karşın Karabağ işgalinden sonra işlenen soykırım suçları için Uluslararası Adalet Divanı’na, 2002’den sonra Karabağ ve civarında işlenen suçlar konusunda Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) başvuru hakkı bulunmaktadır. Bu süreçte öncelikle Azerbaycan’ın UCM’nin yetkisini kabul etmesi gerekmektedir.

Batı Azerbaycan, Ermenistan etkisindeki çevrelerce “irredentist”, mevcut sınırları tanımama anlamında bir söylem olarak empoze edilmektedir. Halbuki bu tür söylemler, Ermenistan anayasal kurumlarınca kullanılmaktadır. Bununla beraber Azerbaycan’ın öncelikle mağdurları hayatta olan kitleler için uluslararası hukuk yollarına başvurması gerekmektedir. Bu kapsamda başta haytatta olan mağdurlar için başvuru yolunda devlet kurumları ve sivil toplum örgütleri desteklenmeli ve yönlendirilmelidir. Sovyet döneminde topraklarından çıkarılanlar için bayan Loizidou davası örneğinde olduğu gibi girişimler başlatılmalıdır. Öte yandan 27 yıllık işgal, soykırım ve tahribatın tazminatı için acilen girişimler başlatılmalıdır. Ermenistan parlamentosunda konu gündeme gelmiş, mevcut kıstaslara göre ülkenin bu parayı karşılamasının mümkün olmadığı, belki Zengezur bölgesinin (Batı Azerbaycan’ın kuzeyindeki Ermenistan toprağı) verilerek bu borcun ödenebileceği söylenmiştir. Buna karşı Azerbaycan’ın tazminat meselesini ötelemesi, Ermenistan’a zemin kazandırmış, hatta UCM’nin yetkisini tanıyarak karşı saldırıya geçmiştir.

Batı Azerbaycan, önemli ölçüde Revan Hanlığı’na ve diğer Türk halklarının yaşadığı devletlere dayanan tarihi bir gerçektir. Bu kapsamda Gürcistan’a ait Jevahati bölgesindeki Ahıska Türklerine yönelik sürgün ve soykırım suçu kabul edildiği halde bunların topraklarına dönüşü engellenmektedir. Bu sürgünden sonra Ermenilerin yerleştirildiği Jevahati için de Ermenistan’ın müdahaleci politikaları bulunmaktadır. Azerbaycan ve Türkiye’nin sözleşmeler, mahkeme kararları, gerek Sovyet döneminde gerekse Sovyet sonrası baskı, şiddet, tecavüz ve soykırım suçları konusunda hukuki ve siyasi yolları sonuna kadar kullanması gerekmektedir. Bunlar dikkate alınmadan sadece Batı Azerbaycan söylemine dayanan siyaset, haklı davada haksız propagandalara zemin hazırlamaktadır.