İş dünyasının gölgelerinde, görünmeyen ama derin izler bırakan bir yara vardır ve bu yaranın adı Mobbing’tir. Yani iş yerlerinde sistematik baskı, yıldırma ve psikolojik taciz. Bu, yalnızca bireylerin psikolojisini değil, çalışma barışını, üretkenliği ve toplumsal huzuru da kökünden sarsıyor. Yıllardır çalışanların sessiz çığlığı olan bu soruna karşı Türkiye, nihayet güçlü ve somut bir adım attı. 6 Mart 2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 2025/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, mobbingle mücadelede yeni bir dönemin kapısını aralıyor.
Bu düzenleme, sadece bir genelgeden ibaret değil, aynı zamanda iş yerlerinde adaletin, eşitliğin ve insan onurunun teminat altına alınmasının resmi ilanıdır. Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, çalışanların sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamına kavuşmasını sağlamak amacıyla, iş yerlerinde psikolojik tacize karşı mücadeleyi sistematik ve etkin hale getiriyor.
Türkiye’de 2024 yılı itibariyle, Çalışma Hayatı İletişim Merkezi ALO 170’e yapılan 145 bin 308 mobbing başvurusu, bu konunun ne denli yakıcı olduğunu gözler önüne seriyor. Sessiz kalmış, çaresizlik içinde kıvranmış binlerce çalışan... Şimdi ise onların yanında duran bir mekanizma var.
Yeni genelgeyle birlikte mağdurlar, yalnız bırakılmıyor. Artık ALO 170, CİMER, TBMM Dilekçe Komisyonu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ile Kamu Denetçiliği Kurumu gibi birçok başvuru kanalı devreye alınmış durumdadır. Bu çeşitlilik, hak arama yollarının önündeki engelleri ortadan kaldırıyor. Üstelik ALO 170 hattında görev yapan psikologlar, yalnızca rehberlik değil, psikolojik destek de sağlayarak çalışanların sesi oluyor.
En dikkat çekici adımlardan biri ise Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu’nun yeniden yapılandırılmasıdır. Artık bu kurul, Adalet Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu gibi kilit kurumların yanı sıra işçi ve işveren temsilcileri, kamu görevlileri ve akademisyenlerden oluşuyor. Bu çeşitlilik, sorunun tüm taraflarını aynı masada buluşturuyor. Kurul, politika üretmekten rehber hazırlamaya, farkındalık artırıcı eğitimlerden saha araştırmalarına kadar birçok alanda faaliyet gösterecek.
KYO Legal Hukuk Bürosu Ortak Avukatı Gamze Müge Kan’ın vurguladığı gibi, yeni dönemde işveren ve yöneticilere düşen sorumluluklar hiç olmadığı kadar büyük. İşverenler artık yalnızca üretimi değil, çalışma barışını da korumakla yükümlü. 2025/3 sayılı Genelge, işverenlerin mobbinge yol açabilecek her türlü davranıştan kaçınmasını ve önleyici politikalar geliştirmesini zorunlu kılıyor. Toplu iş sözleşmelerine bile mobbinge karşı hükümler eklenmesi teşvik ediliyor. Eğitim programlarıyla çalışanlar, haklarını öğreniyor; kurumlar ise bilinçleniyor.
Genelgede ayrıca soruşturma süreçlerinin gizlilik içinde yürütüleceği belirtiliyor. Hem mağdurların korunması hem de kurumların itibarının zedelenmemesi için ince ayar yapılmış bir sistem geliyor. Hızlı, titiz ve etkili bir süreç artık yasal zorunluluk.
Ve unutulmamalıdır ki, Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi, hakaret ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde değerlendirilen davranışlar için cezai yaptırımlar öngörmektedir. Mobbing fiilleri, bu kapsamda suç teşkil edebilir ve sorumlular hakkında adli işlem yapılabilir. Ayrıca 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. ve 25. maddeleri, mobbing mağdurlarına haklı nedenle iş sözleşmesini feshetme hakkı tanımakta, işverenlere ise sorumluluk yüklemektedir.
Tüm bu adımlar, iş dünyasında yeni bir kültürün inşasına işaret ediyor. Bu kültür, yalnızca hukukun değil, ahlakın ve insan onurunun korunduğu bir çalışma hayatını mümkün kılacak.
Mobbing mağdurlarının suskunluğu, artık sessizlikle karşılık bulmuyor. 2025/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ve ilgili yasal düzenlemelerle birlikte, iş yerleri daha adil, daha güvenli ve daha insanca çalışma ortamlarına dönüşüyor.
“Sessiz kalma, ses ol. Mücadele et, artık yalnız değilsin.”