Bilirkişiler

Bilirkişiler, adaletin sağlanmasında kritik bir role sahiptir. Ancak son dönemde bazı siyasilerin ve medya organlarının bilirkişileri doğrudan hedef alması, bu önemli kurumu baskı altına sokmaktadır.

Bilirkişilik müessesesi, yargı sisteminin adil karar verebilmesi için kritik bir dayanak noktasıdır. Teknik konularda uzman görüşü sunarak mahkemelerin doğru karar vermesini sağlar. Ancak son dönemde, bu müessese yıpratılmak istenmektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) madde 285’e göre, bilirkişilerin raporları nedeniyle hukuki sorumlulukları bulunmaktadır. Ancak bu sorumluluk, yalnızca şahsi kusurlarına dayanarak açılacak davalarla sınırlıdır. Yani, bilirkişinin kasten yanlış veya taraflı rapor hazırladığına dair somut deliller bulunursa, zarar gören kişi dava açma hakkına sahiptir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, bilirkişinin yargılama sürecinde verdiği görüş nedeniyle siyasi ve kamuoyu baskısına maruz bırakılmaması gerektiğidir. Son dönemde yaşanan gelişmeler ışığında, bilirkişilerin yoğun baskı altında olduğu bu günlerde nasıl sağlıklı ve tarafsız rapor hazırlayabilecekleri sorgulanmalıdır.

HMK 285, bilirkişilerin kasten gerçeğe aykırı rapor vermesi halinde hukuki ve cezai sorumluluk taşıdığını açıkça belirtmektedir. Ancak bu sorumluluk, hukuki yollarla işletilmeli, medya ve siyasetin baskısıyla değil, mahkemeler tarafından değerlendirilmelidir.

Son dönemde bazı siyasilerin bilirkişileri hedef alan demeçleri, yargının bağımsızlığını zedeleyen ve kamuoyunda güvensizlik oluşturan bir duruma dönüşmüştür. Örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun bir bilirkişiyi ismini vererek ‘bu bilirkişi taraflıdır’ suçlaması, doğrudan yargı sürecine müdahale anlamına gelmektedir. Hukukun temel prensiplerinden biri, kişilerin adil yargılanma hakkına sahip olmasıdır. Eğer bir bilirkişinin yanlı veya yanlış rapor hazırladığına dair şüphe varsa, bunun hukuki yollarla incelenmesi gerekir. Ancak siyasi ve medya üzerinden yapılan hedef göstermeler, meslek onurunu ve bağımsızlığını zedeler.

Bazı medya kuruluşları, bilirkişileri hedef göstererek kamuoyu baskısı oluşturmakta ve hukuki süreçleri etkilemeye çalışmaktadır. Bu tür manipülasyonlar, gazetecilik etiğiyle bağdaşmamaktadır. Medya kuruluşlarının sorumluluğu, tarafsız ve gerçek bilgi sunmak olmalıdır.

Özellikle sosyal medyada ve bazı haber kanallarında, bilirkişilere karşı linç kampanyaları yürütülmekte, yargıya baskı yapılmaktadır.

Bir gazeteci olarak mesleki yeterliliklerim sebebiyle Hukuk Mahkemeleri, Ceza Mahkemeleri ve Savcılıklarda birçok dosyada yıllardır bilirkişilik yapmaktayım. Yeri geliyor kumar bahis siteleri, kimi zaman dolandırıcılar, kimi zaman da hak ve telif ihlalleri dosyalarına bakmaktayım. Ancak her zaman hak ve adalet adına, Bilirkişilik Yönetmeliği'nde yer alan şartlara göre görevimizi yapmaktayız. Her rapor hazırladığımız dosyada, dava tarafları olarak iki taraf vardır. Biri davacı, diğeri davalıdır. Kamu davası dosyalarında taraf tektir, diğer taraf ise adalettir. Her rapor hazırladığımızda bir taraf kesinlikle memnun olmaz. Bir suç tespit edersek davalı, suçu göremezsek davacı memnun olmaz. Gelen itirazlara göre ek rapor tanzim ederiz. Ancak hiçbir zaman hazırlamış olduğumuz rapordan memnun olmayan taraf bizi kamuoyunda ismimizi belirterek hedef göstermez/gösteremez. Bu, açıkça bir suçtur.

Bu sebeple son günlerde bilirkişilerin hedef gösterilmesi yanlış bir harekettir ve bir bilirkişi olarak bu durumu hatalı bir karşı duruş olarak değerlendiriyorum. Bu hareketler yerine bilirkişi raporlarına itiraz edilmeli veya bir kasıt var ise ilgili yönetmeliğe göre dava açılmalıdır. Bu hedef göstermeler, adli yargı sisteminin önemli destekçisi olan bilirkişilik müessesesine açık bir saldırıdır.

Burada temel soru şu olmalıdır: Eğer bir bilirkişi, hazırladığı raporda kasıtlı olarak yanlış bilgi vermiş ve bu nedenle zarar doğmuşsa, neden hukuki süreç işletilmek yerine doğrudan kamuoyu önünde yıpratılmaktadır? Kişisel çıkarlar ve siyasi hedefler doğrultusunda yapılan bu tür açıklamalar, hukuk devleti anlayışı ile bağdaşmamaktadır.

İktidarı adalete müdahale etmekle eleştiren muhalefet, bugün bilirkişileri hedef göstererek, Adalet Bakanlığı'na bağlı adliyelerin bahçesini miting alanına çevirerek adalete müdahale ettiğinin farkında bile değildir. İktidar ya da muhalefet fark etmeksizin, herkesin adalete müdahale etmesi yanlıştır. Bu durum, devletimize, milletimize ve geleceğimize açık bir saldırıdır. Adalete müdahale ve baskı yapmaktan herkes kendisini alıkoymalıdır. Adalet olmazsa hakikati ortaya çıkaramayız ve hakikatin olmadığı yerde huzur olamaz.

Sonuç olarak, bilirkişilik müessesesi, yargının önemli bir destek mekanizmasıdır ve siyasi hesaplaşmalara alet edilmemelidir. Hukukun üstünlüğü, tarafsızlık ve bağımsızlık ilkeleri gözetilerek, her türlü iddia somut delillere dayandırılarak yargı mercileri tarafından değerlendirilmelidir. Aksi halde, bilirkişilere yönelik hedef göstermeler ve medyanın buna alet olması, yargının güvenilirliğini ve kamu vicdanındaki yerini zedelemekten başka bir sonuç doğurmaz.

Bu nedenle, bilirkişilerin baskıdan uzak şekilde görev yapmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalı, kamuoyu yönlendirmeleriyle yargı süreçlerine müdahale edilmemelidir. Ayrıca, medyanın sorumluluk bilinciyle hareket ederek, yargı süreçlerini etkilemek yerine tarafsız haberciliğe öncelik vermesi gerekmektedir.