Hayatın yolları dümdüz ve pürüzsüz değildir. Bazen mecburen geçmek zorunda kaldığımız bir sokak, ayaklarımızın altında çamura dönüşebilir. Bazen, dikkatlice seçtiğimiz yollar bile beklenmedik şekilde bizi kirletir. Ne kadar dikkatli olursak olalım, bazen çamurun içinden geçmek kaçınılmazdır. Ve asıl mesele, o çamurun üzerimize sıçraması değil, bizim onun içinde kaybolup kaybolmamamızdır.

 

Bazı insanlar da aynen böyle çamur gibidir. Bulundukları her yere kir, bulanıklık ve ağırlık taşırlar. İçleri boş, ruhları karanlıktır ama başkalarını kirletmekte, onların aydınlığını bulandırmakta ustadırlar. Kendi sefaletlerini, kendi iç çöküntülerini başkalarının üzerine sıçratarak görünmez kılmaya çalışırlar. Onlar için en büyük zafer, seni de kendi bataklıklarına çekebilmektir.

 

Peki, neden bazı insanlar böyledir? Neden birileri, başkalarının yolunu kesmek, hayatlarına çamur sıçratmak için yaşar?

 

Çünkü bazı ruhlar, hakikatlerini unutmuşlardır. Çünkü onlar, kendi varoluşlarındaki eksiklikle yüzleşmektense, başkalarının hayatlarını tüketerek kendilerini var etmeye çalışırlar. Sadece var olmak yetmez onlara; başkalarının ışığını karartmadıkça kendi karanlıklarıyla yüzleşmek zorunda kalacaklarını bilirler. Ve işte tam da bu yüzden, gölge gibi insanın peşine takılır, adeta bir dâire içinde dönüp dururlar.

 

Fakat unutmamalıyız ki, çamur kalıcı değildir. Hakikat her zaman çamurdan daha güçlüdür. Lakin insan bazen bunun farkına varamaz. O çamura battıkça, o kötülükle mücadele ettikçe, kendi benliğinden uzaklaşır, kendi hakikatini unutur. Tıpkı bir göle taş attığında oluşan dalgalar gibi; ne kadar çok tepki verirsen, o kadar bulanıklaşır, o kadar boğulursun. İşte bu yüzden en büyük mücadele, bazen hiçbir mücadele vermemektir. Bazen en büyük zafer, geri çekilip kendi özüne dönmektir.

 

Bir çamur birikintisine taş atarsan, sıçrayan çamur yine sana gelir. İşte bu yüzden, kötü insanlara verilecek en güzel cevap, onların bataklığına adım bile atmadan yoluna devam etmektir. Onların en büyük korkusu, seni yolundan çevirememeleridir. Seni karartamamalarıdır. Senin, onlar yokmuş gibi yürümeye devam etmendir.

 

Çünkü çamurun bir özelliği vardır: Üzerine bulaşır ama içine işleyemez. Ancak sen o çamurun içinde kalmayı seçersen, işte o zaman onun parçası olmaya başlarsın. O yüzden mesele, çamura basıp basmamak değil, orada kalıp kalmamaktır. Hakikatini unutanlar çamurun içinde kaybolur, ama kendi özüne uyananlar, çamurun yalnızca geçici bir kir olduğunu bilir ve yürümeye devam eder.

 

Hayat bize çamuru da, arınmayı da öğretir. Hangisini seçtiğimiz ise, bizim hakikate ne kadar yakın durduğumuzla ilgilidir. Ve hakikat, hiçbir zaman çamur kadar zayıf değildir.