18 Mart 1915 Çanakkale Savaşı her iki taraf için bir cehennemdir. Bu savaşın en büyük acısını analar çekmişse de; bu acıyı en çok da Türk anneleri çekmiştir, demekten asla vazgeçmeyeceğim. Çünkü Türk Devleti’ne saldıran devletlerin hiç bir haklı tarafları yoktu. Türk anaları emperyalist düşünce ile saldıran düşmana karşı henüz 15’inde çocuklarını kurban verdiler.  Karşı tarafın askerleri bile Türk askerlerinin vatanlarını savunmakta ne kadar haklı, ne kadar merti, ne kadar güzel insan, ne kadar yardımsever  ve ne kadar centilmen olduğunu şöyle anlatıyordu.

“Sevgili ve bir zamanlar mutlu ailem; 

10 Ağustos 1915

Gelibolu cehenneminden hepinize merhaba! Bu mektubu size yazmak niyetinde değildim. Aslında ben artık kimseyle konuşmak kimsenin, kimsenin yüzünü görmek istediğimden de emin değilim. Hem siz benim buraya cehennem dediğime bakamayın burası hakikaten güzel bir yer. Üzerleri toz toprakla örtülmeden önce zeytin ağaçlarının bolluğu, savaşa aldırmadan her yanda pıtır pıtır açan kırmızı gelinciklerin neşesi, akşamları yarımadayı kızıla boyayarak batan güneşin insanın içini acıtan güzelliği ve bir de Gelibolu bülbülleri. Gelibolu’da hâlâ un ufak olmadan kalan küçük bir ruh parçam mevcutsa bunu bülbüller sağlamıştır. Eğer o sırada bir Türk öldürmüyor ya da Türkler tarafından öldürülmüyorsak, Gelibolu’nun muhteşem gurubunu seyrediyoruz. Ege Denizi’nin içine gömülen güneşin biraz önce Pasifik Okyanusu’ dan yükselerek Yeni Zelanda’ da ki ertesi günü aydınlattığını bilmek insanın canını acıtıyor.

Fakat bu acı hissi çok kısa sürüyor, sonra yeniden katılaşıyorum. Artık saatlerce hiçbir şey hissetmiyor ve duymuyorum. Bu arada sadece bakıyor, saklanıyor, ateş ediyor, süngü takıyor, düşman öldürüyor, bit ayıklıyor, yemek diye verdikleri kuru bisküvi, kraker, kuru et parçalarını kemiriyor, zaman olursa yatıyor, çok ender olarak da uyuyorum. Ben artık sadece bir Anzak askeriyim. Ne sevdiğim şarkılar, yemekler, kokular ne de sevdiğim insanlar… Ben artık bir sayıyım.

Yaşayan bir sayı. Ölürsem o zaman da bir sayı olacağım. ‘Vatan uğruna kahramanca’ ölmüş bir sayı. ‘Kahramanca ve vatan uğruna! Kahramanlık mı’ Hadi yaa. Kahramanlık zorla olmaz. Vatana gelince… Burası Türklerin vatanı ve bu savaş bizim savaşımız değil. Bizler İngilizlerin de söyledikleri gibi sadece ‘hevesli oğlan çocuklarıyız.’ Asıl kahraman olan Türkler. ‘Johnny Türk’ dediğimiz Türkler vatanlarını savunmak için bize karşı çok ağır şartlar altında direniyorlar ve kahramanca ölen asıl onlar.

Geçen hafta ölüleri gömmek için karşılıklı ateş kes ilan edildiğinde ilk defa Türkleri yakından ve canlıyken gördük. Türkler bize anlatılan canavarlara benzemiyordu. Onlar da gözlerinde endişe ve keder olan genç insanlardı. Onlarında arkalarında bekleyen üzüntülü aileleri, yaşlı anne-babaları, karıları belki de sevgileri vardı. Onlar da yaralanınca acı çekiyor, onlar da gencecik hayallerini bırakıp ölüyorlar. Türkler de insandı. Bana süt ikram eden iki Türk’e ben de konserve et verdim, ama kabul etmediler. Bu sığır etidir dediysem de inanmadılar. Aslında anlamadılar. O zaman ellerimle kafama boynuz yapıp öküz gibi böğürdüm. Güldüler. Ben de güldüm. Orada savaş meydanında etrafımız askerlerin cesetleriyle doluydu, biz düşmandık ve birbirimize gülüyorduk.

Bana süt ikram eden Türklerden bir ‘sen no İngiliz’ diye şaşırarak sordu. ‘Ben İngiliz değilim’ dedim. Sonra elini uzattı ‘ben TÜRK’ dedi. Bana uzatılan eli tuttum. Orada, Gelibolu’nun en kanlı savaşlarının yapıldığı o tepede, el sıkıştık. Ben artık bu adamla nasıl düşman olabilirdim. Ben bu adamla neden düşman olmuştum ki.  Düşmanım o anda artık arkadaş Türk olmuştu. Ben bu savaşta ölmeyi reddediyorum. Bu benim savaşım değil. Fakat yaşamak için de hiç isteğim kalmadı.

Allah’ım günahlarımı affet. Hepinizi çok seviyorum. Ebediyen sizin oğlunuz.

Alistair John TAYLOR”

ANZAK aileleri Birleşmiş Milletler aracılığı ile evlatlarının mezarlarını Gelibolu’da alma girişiminde bulunacakları çalışmalarını duyan Mustafa Kemal;  ANZAK annelerine Çanakkale’de (Mektubu Mustafa Kemal adına İçişleri Bakanı Şükrü Kaya) şöyle hitap etti:

”Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Mutafa Kemal’in bu mektubunu duyan anneler çok mutlu oldular ve evlatlarının mezarlarını almaktan vazgeçtiler.  Avustralyalı bir anne, diğer anneler adına  Mustafa Kemal’in bu yüce davranışı karşısında bir mektupla şöyle teşekkür etti:

 “Gelibolu topraklarında yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını, alicenap sözleriniz hafifletti. Gözyaşlarımız dindi. Bir ana olarak bana, bir güzelim teselli bahşetti. Yavrularımızın sonsuz uykularında, huzur içinde dinlendiklerinden hiç kuşkumuz kalmadı. Majesteleri kabul buyururlarsa bizler de kendilerine Ata demek istiyoruz. Çünkü, yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce, ilahi. Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan büyük Ata’ya tüm analar adına şükran, sevgi, saygıyla”

Çanakkale Zaferi’nin 110. Yılında Türk Milleti’nin geleceği için gözlerini kırpmadan ölüme giden aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum.