Nevruz: Ergenekon’un Ateşi, Türk’ün Yeniden Doğuşu

Gök kubbenin sonsuz maviliği altında, zamanın sınırlarını aşan bir ateş yanıyor. Bu ateş, yalnızca baharı değil, Türk’ün yeniden doğuşunu, küllerinden var oluşunu müjdeliyor. Nevruz, diğer milletler için sıradan bir mevsim değişimi olabilir; fakat Türk için bu gün, demirin eridiği, kılıcın keskinleştiği, ruhun ateşle arındığı mukaddes bir milattır.

 

Türk’ün destanlarında, demirin ve ateşin kutsiyeti vardır. Her şey, bir esaretin bitişi ve bir milletin şahlanışıyla başlar. Kadim çağlarda, savaşın ve ihanetin karanlığı Türk’ün yurdunu sarmış, cihanı titreten Gök Türk budunları, düşmanın pususunda ağır kayıplar vermişti. Geride kalanlar, Tunç Dağı’nın eteklerinde gizlenerek yeni bir kader yazmaya başlamışlardı. O dar geçitlerden ulaştıkları yer, Ergenekon’du— Tanrı’nın Türk’e verdiği mukaddes bir sığınak.

 

Tam dört yüz yıl boyunca, demirden dağların arasında, göğe uzanan vadilerde yaşadılar. Yıldızların altında ant içtiler, baltalarını bileylediler, yeni bir çağın gelmesini beklediler. Ve o gün geldi! Demirci ustaları, ocaklarını harladı, kızıl alevlerde demiri eritti. Ergenekon’un demirden duvarlarını eritip Türk’ü özgürlüğüne kavuşturacak büyük kapıyı açtılar. O gün Börteçine önderliğinde atlarını bozkıra süren Türkler, dünyanın kaderini yeniden yazmak için doğdu.

 

İşte o günden beri Nevruz, yalnızca baharın değil, Türk’ün dirilişinin bayramıdır. O gün yakılan ateş, sadece kışı eritmek için değil, Türk’ün ruhundaki karanlığı da söküp atmak için yanar. O gün demir dövülür, çünkü Ergenekon’dan çıkışın şanlı hatırası ancak ateşle yaşatılır. O gün oklar gökyüzüne fırlatılır, atlar dörtnala sürülür, yiğitler baharın gelişini güç ve cesaretle kutlar.

 

Bu kutlu günde Oğuz Kağan’ın sesi yankılanır bozkırda, Bilge Kağan’ın öğütleri hatırlanır, Kürşad’ın gökyüzüne savurduğu isyan yankılanır. Nevruz, bir hatıradır— fakat yalnızca geçmişin değil, geleceğin de müjdecisidir. Çünkü her bahar yeni bir destan yazılır; her gelen Nevruz, Türk’ün yeniden doğuşunun habercisidir.

 

Tarih, Asya’nın engin bozkırlarında, Alplerin soğuk zirvelerinde ve Mezopotamya’nın bereketli vadilerinde aynı şarkıyı fısıldar: Her bahar bir başlangıçtır, her ateş bir hatıradır, her yeni gün yeni bir destanın ilk satırıdır.

 

Türk Milleti için Nevruz, bir gelenek değil, bir mukaddes yemin günüdür. O gün su berraklaşır, yürekler temizlenir, dostluklar pekişir. O gün göğe eller açılır ve dualar yükselir:

 

"Ey Gök Tanrı, Türk’ü her daim aziz kıl!

Ey ulu atalar, ruhlarımızı şereflendir!

Nevruz’umuz kutlu, geleceğimiz parlak olsun!"

 

Demir gibi sert, ateş gibi güçlü bir milletin çocuklarıyız. Bizim baharımız Nevruz, bizim bayrağımız gök, bizim yolumuz hürriyettir! Ergenekon’un ateşi sönmeyecek, Türk milleti var oldukça Nevruz da kutlanacaktır!

 

Kutlu olsun, Nevruz-i Sultan!

Kutlu olsun, Türk’ün baharı!