CUM’A SOHBETİ (6/ 44)

AĞIR İTHAM’LARA NİÇİN CEVAP VERMİYORLAR!...

Uzunca bir zaman geçti: 1957 yılında ba’zı gazete’lere verilen, vefatının kırkıncı günü Mevlid da’vetinde geçen bir atıftan hareketle, ba’zı gazetelerde köşe yazarları, ba’zı Televizyon kanallarında program sunanlar : “Süleyman Efendi Hazret’lerin torunları, Mason, Büyük Mustafa Reşid Paşa’nın torunları çıktı,” tarzında manşetler, başlıklar attılar. Doğrudan itham edilen, torun’lardan, torunların çocuklarından ses seda çıkmadı. Hele, her yemeğe maydonuz olan, her hususta ahkâm kesen, dünya’ya nizâmat vermeye çalışan birisi vardır ki, gıgı çıkmadı. Ümidim olmamakla birlikte, yine de bu ağır ithamlara karşı torunlar, torunların çocuklarının efkâr-i Umûmiyye’ye doyurucu, tatmin edici, efradını câmi’, ağyarına mani’ bir cevap vermelerini bekledim. Filhakîka, yıllar öncesi, Arif Ahmed Denizolgun hayatta iken,” Araştırmacı Gazeteci,” olduğu kendinen menkûl, bir şarlatan, “Efendi Beyaz Müslümanların Sırrı,” adlı bir kitap yazdı. Kitabında, Türkiye’deki bütün câmia ve cemaatleri bir şekilde, sebatayist, avdetî(dönme) ve yahudî’lerle irtibatlandırdı. Muazzez, Üstazımız, Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazret’lerine de diğer şeyh’ler, câmia ve cemaatler yaptığı gibi, ağır, itham, iftira ve buhtanlarda bulundu. Bu şarlatan, gazetecilik ahlakını, (etik değerlir) asgarî insaf ve vicdanî değerleri bir tarafa bırakarak, hiçbir belge, bilgi ve vesikaya dayanmaksızın, Hazreti Üstazımız hakkında şu şen’î, iftira ve buhtanda bulundu: “Sebatayist, avdetî (dönme), yahûdÎ’ler umûmiyyetle bilinçli olarak kazlarına “Beriyye,” ismini koyarlar.Ve ba’zı sebatayist, avdetî ve yahûdî’ leri de emsal gösterir. Süleyman Efendi Hazret’lerinin büyük kızı’nın adı da “Beriyye,” olduğuna göre,” diye devam eder. Neyin ima edildiği açıktır. Kitap piyasa’ya verildikten sonra, bütün câmia ve cemaatler ayağa kalkdı. Türk Adliyesinden yağmur gibi, tekzib kararlmarı yağdı. Ben de çok pahalı olmasına rağmen, bu paspâye kitap’tan dört adet aldım, alakalı sahifeleri kırmızı kalemle işaretledim, bilgi ve belgeleri de ilâve ederek, birini, Hazreti Üstazımızın büyük torunu, Mehmed Beyazıd’a, birini, küçük torunu, Arif Ahmed’e gönderdim. Diğer ikisini de onlar üzerinde mü’essir olabileceklerini zannettiğim hoca’lara gönderdim.Bekledim, en azından mahkeme kararıyla bir tekzib göndersinler, çıksınlar, efkâr-i Umûmiyye’yi tatmın edecek, müdellel bir açıklama yapsınlar. Heyhât, ki heyhat! Ne tekzib gönderildi ve nede açıklama yapıldı.
Bunun üzerine İstanbul Başsavcılığı, Basın Savcılığı’na bir dilekçe ile başvurdum, “Üstazım, Hocam, Mürşidim, Süleyman Efendi Hazret’lerine şen’î bir iftira ve buhtanda bulunulmuştur, İftira ve hakaret suçunu işleyen hakkında gerekli ta’kibatın yapılarak, T.C. Yasası’nın ilgili maddeleri müvâcehesinde cezalandırılmasını talep ettim. İftira, buhtan suçu ta’kibi şikayete bağlı suçlardan olduğu, benim Süleyman Efendi Hazret’leriuyle nesebî bir yakınlığım bulunmadığı için, haliyle Basın Savcılığı, ta’kibsizlik kararı verdi.Buradan da bir netice alamayınca, Kitab’ın yazarı şarlatanı aradım, İstanbul Gazeteciler Cemiyetiinde buluşmak üzere, randevulaştık. 2 Arkadaş, Araştırmacı Gazeteci olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Ben de 55 yıllık, Sürekli Basın Kartı Hamili, Gazeteci-Yazar, kendi çapımda, Araştırmacı Gazeteci sayılırım. Bir gazeteci, bir haber yazıyorsa, ya da hherhangi bir kimse hakkınhda bir iddia da bulunuyordsa, bilgi ve belgelerini de ortaya koymuk durumundadır.
Hazreti Üstazımızın 16.091956 tarihinde ebediyyete intikli üzerine verâset İlâm’ına esas teşkil etmek üzere, İstanbul, Fatih Nüfus Müdürlüğünce 14.10.1959 tarihli, mahkemeye gönderilen, vuku’atlı Nüfus Belgesini ve 11.10 1959 tarihli, Üsküdar, Kısıklı Mahallesi ihtiyar hey’eti’nin tanzim ettiği, maaş tahsisine aid, tahkîkî hüviyet ilmühaberini masaya koydum. Görüleceği üzere, bunlar Devletin resmî Kurum’ları tarafındanh verilmiş belgelerdir.Bu belgelere göre, Süleyman  Efendi Hazret’lerinin “Berîa,” isminde bir kızı yoktur. Yine bu belgelere göre, Süleyman Efendi Hazret’lerinin iki kızı varıdr; Büyük Kızı’nın adı, Hatîce Bedîa, Küçük Kızı’nın adı da Feriha Ferhan’dır. Muhibbi, muarızı herkes tarafından sevilen sayılan, Asrımızın Müceddidi, Mürşidi, Sahibi Zamanı bir zât hakkında bir iddiada bulunuacaksanız, iki kerre düşünmeniz gerekirdi, Bizlere sorabilirdiniz, en azından zahmed edip Nüfus kaydına ulaşabilirdiniz. Ezildi, büzüldü, sarardı, soldu, “Haklısınız, olan oldu bir kerer, müteâkip baskılarda kesinlikle Süleyman Efendi Hazret’leriyle alakalı bölüm yer almayacaktır,” dedi. Nitekim, müteakıp baskılarda bölü çıkarılmış, fakat bir editörlük hatası, fihrist bölümünde,” Süleyman Hilmi Tunahan,” ismi yazılı olduğu halde hiçbir sahifesinde bu bölüm yoktur. Ancak, Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı Efendi 2,” adındaki Kitabı’nın 397. Sahifesinde bir başka bağlam’da 6 satırlık bir yer vermiştir. Şöyleki, Said Nursî, 23 Mart 1960’ da Urfa’da vefat etti. İsteği üzere Halîlürrahman Cami’i Haziresine defn’edildi 27 Mayıs 1960 Askerî müdahalesinden sonra mezar siyâsî bir sembol haline getiriliyor, iddiasıyla 12 Temmuz 12960’da mezarından çıkırıldı ve bilinmeyen bir yere götürüldü. Bugüne kadar bu bilinmeyen yerin Isparta olduğu söyleniyor ve yazılıyordu. Doğrusu şudur; mezardan çıkarılan Said Nursî’nin na’aşı Kıbrıs açıklarında denize atıldı,”
“Süleymancıların Lideri Süleyman Hilmi Tunahan 16 Eylül 1969 öldüğünde mürid’leri onu FATİH Cami’i’ne defnedecekken, D.p. Hükumeti’nin emriyle Karacaahmed Mezarlığı’na götürüldü ve burada Polis nezaretinde defnedildi. Bu nedenle Süleymancılar liderlerine b.üyük güçler atfederek Adnan Menedersin de 16 Eylül’de idam edilmesini gayet manidar bulurlar...”